26 Mayıs 2017 Cuma

STOCKHOLM'DE MİKAEL BLOMKVİST'İN EVİNE GİTTİM!


Stockholm'deki bir haftalık tatilimi anlattığım yazımda Mikael Blomkvist'in evine gittiğimi yazmış, detaylarıysa sonraya saklamıştım. Şimdi konuya şöyle girmek istiyorum. Aslında bu, geçen yıl yine blogumda yazdığım bir yazımdan:

Başucu kitaplarınız hangileridir? 📚 Ya da öncesinde şunu belirlemek gerek: Başucu kitabı neye denir? Yani komodinimizde, yatağımızın başucunda süs olarak duran kitap mı kastedilir bu sözle, şu sıralar ne okuduğumuz mu, yoksa açıp açıp tekrar okuduğumuz kitap mı? Ben başucu kitabı derken hep sonuncusunu anlarım. Yani, kütüphanemizde dururken elimize alıp tekrar tekrar okuduğumuz, okumalara doyamadığımız, her sefer o aynı edebi hazla okuduğumuz kitaptır başucu kitabı. Mesela benim çocukluğumdan bu yana başucu kitaplarımdan birkaçı şunlardır: Talihsiz Serüvenler Dizisi-Lemony Snicket, Ulysses Moore-Pierdomenico Baccalario, Ölümsüz Aile-Natalie Babbitt, Nehrin Oğlu-Tim Bowler, Yaptığı En Kötü Şey-Alice Kuipers, Yürüyen Kentler-Philip Reeve, Kağıt Kız-Guillaume Musso, Zagor ve Çiko'nun tüm çizgi romanları-Sergio Bonelli&Gallieno Ferri ve tabii ki Millennium Üçlemesi-Stieg Larsson (bu konuyla ilgili yazdığım oldukça detaylı yazım için şuraya alalım sizleri). Elbette başımın ucunda durmuyorlar, kütüphanemdeki raflarında titizlikle saklıyorum onları. Sayfaları matbaadan daha yeni çıkmış gibi tertemiz, yepyeni hala. 

İşte Millennium Üçlemesi benim en sevdiğim kitap serilerinden bir tanesidir... Fotoğrafta gördüğünüz bu kırmızı ev de, Millennium Üçlemesi'nin ilk kitabı olan Ejderha Dövmeli Kız'da tanıştığımız Mikael Blomkvist'in Stockholm'de Bellmansgatan 1'deki hayali evi! Bu dönem İsveç'e gelmemin en büyük sebeplerinden biri buydu (zaten şu yazımdan biliyorsunuz) ve işte sonunda buradayım! Mikael'la kahve içip biraz cinayet çözeceğiz. 🔎🔪(Derken kapı çalar ve Lisbeth Salander gelir...)

İşte böyle... Mikael Blomkvist'in evine de gitmiş oldum!


Daha fazla paylaşım için, beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın:



24 Mayıs 2017 Çarşamba

İSVEÇ'E GELMİŞKEN ÇİZGİ ROMAN SERGİSİ AÇIVERDİM!


Dedim İsveç'e gelmişken bir çizgi roman sergisi açmadan dönmeyeyim! Şaka şaka, dersimin final projesi. İsveç'teki hayatımı anlattığım Mert'in İsveç Günlüğü'nün 1. bölümünü sizinle şurada paylaşmıştım, çok da güzel yorumlar aldım, herkese çok teşekkürler. İşte çizgi romanımın tamamını fotoğrafta arkamdaki panoda görüyorsunuz. 


Sergi açılışı Malmö Högskola'nın Niagara binasında oldu. Atıştırmalıklar da tam İsveç usulüydü! Burada çok tüketilen lakritz şekerleri ve jelibonlarıyla tam üç çeşit cips vardı. Çizgi romanımda da bahsettiğim gibi, bu İsveçliler sabah kahvaltılarında yulaf ve avokado yiyorlar ama aslında o kadar da sağlıklı beslenmiyorlar, abur cubur yemeye bayılıyorlar ve çok fazla şeker tüketiyorlar. Yani sabahları sebze meyve yiyorsunuz tamam ama, onlar sizi kurtarmaz, n'aber?



Benim kalemimden, klasik Türk kahvaltısı vs İsveç kahvaltısı... 




Daha çok paylaşımım için beni sosyal medyadan da takipte kalmayı unutmayın!



21 Mayıs 2017 Pazar

STOCKHOLM'DE MUHTEŞEM BİR HAFTA: NELER YAPTIK?


İsveç'ten Stockholm'ü görmeden dönmek olmazdı... Biz de Malmö'den hızlı trene binip Stockholm'e gittik! Deniz botuyla tura katılınıp Stockholm adacıkları denizden görüldü, Gamla Stan'dan eski çizgi roman kapaklarının teneke afişleri, karakter figürleri ve başka vintage parçalar alındı, Millennium Üçlemesi'nin geçtiği sokaklarda (Bellmansgatan, Götgatan, Hornsgatan, Zinkensdamm) dolaşıldı, Mikael Blomkvist'in evi ziyaret edildi, İsveç'in minimalist ve ferah dekorasyon stilinden ilham alındı, kahve içildi, bol bol fika yapıldı, gezildi, görüldü, yaşandı... Yüzlerce fotoğraf çekildi ama çoğu kendine saklandı... Bu yazıda sizler için seçtiğim fotoğraflar eşliğinde Stockholm günlerimi anlatacağım, neredeyse bir hafta kaldık Stockholm'de: Harikaydı! Dünyanın en pahalı şehirlerinden birinde, belki de en pahalı şehrinde!



Malmö'den Stockholm'e tek yön hızlı tren biletleri 350-400 SEK arası, yani 140-170 lira arası. Yukarıdaki fotoğrafta hızlı Stockholm treninden bildiriyorum! Yemek/bistro vagonunun hemen yanındaki vagondan masalı koltuk almanın rahatlığı da bir başka oluyormuş... Kahveler, çaylar, sandviçler, tarçınlı kanelbulle çörekleri, yaban mersini reçelli muffin'ler derken hem yiye içe hem manzara seyrede seyrede 4 saatte Stockholm'e gittik! Harika bir tren yolculuğuydu gerçekten! İyi ki bistro vagonunun yanından masalı koltuk almışız, en konforlusu da oydu...


Stockholm'e ne zaman gitmeli? Biz Mayıs ortasında gittik ve aslında hava İsveç'te Nisan'da epey ılınmıştı, ama sonra tekrar soğudu ve Stockholm'e gittiğimizde hava buz gibi soğuktu, -4 dereceydi, yani normalde o tarihte o kadar soğuk olmaz ama ara ara kar bile atıştırdı ilk gün, ekstrem bir şeydi yani. Bu İsveç'in hava durumu hiç belli olmuyor yani yazın bile gitseniz donabilirsiniz, kışın gitseniz şansınıza sıcak da olabilir, bilinmez. Stockholm'e gider gitmez Stockholm Şehir Kütüphanesi'ne (Stadsbiblioteket) gittim! Gerçekten harika bir yer, zaten İsveç'te bütün kütüphaneler muhteşem. Malmö'deki cam kütüphane başka güzel, Stockholm'deki bu kütüphane başka güzel... Ve bu harika fotoğrafı çektim! Anlayacağınız Stockholm'de dakika bir, gol yüz! 


Stockholm Malmö'den de kuzeyde olduğu için orada hava iyice erken aydınlanıyor: 03.30'da! Ben de ilk günün sabahı hava aydınlanır aydınlanmaz uyandım. Sabah 03.30'da havanın aydınlanmasıyla birlikte, kuş cıvıltıları eşliğinde kalkıldı. 04.00'da cam bahçe kapısının önünde Stockholm haritası üzerinden günün planı yapıldı. 07.15'te cranberry'li, taze, nefis bir İsveç ekmeğiyle kahvaltı yapıldı. Hava buz gibi, -4 derece, ama içim sıcacık. Yeni güne hazırım! 


Başkaları Stockholm'e niye geliyor bilmem, ama benim şehirde ilk duraklarım tabii ki kitabevleri ve sahaflar oldu! Zaten dediğim gibi hava buz gibi soğuktu ve ara ara kar bile yağdı, Mayıs'a hiç yakışmayan bir hava vardı ve mağaza gezip alışveriş yapmak için birebirdi. Bu fotoğraf, Stockholm'ün Södermalm Adası'ndaki en eski ve ünlü kitabevlerinden biri olan Söderbokhandeln'den. 


Stockholm sendromu! Kastettiğim; bir sürü tatlı, pasta, kahve, çörek... İsveç'in bütün şehirleri pahalı ama Malmö'yle kıyaslayınca Stockholm en pahalıları diyebiliriz. Stockholm'de ne yemelisiniz? Benim Stockholm'de en sevdiğim yerel kafe Cafe Belmondo oldu, eğer yolunuzun üstünde görürseniz, ki Drottninggatan'da olduğu için illa önünden geçersiniz, mutlaka içeri girip o süslü vitrinden bir şeyler seçmelisiniz. Ben yaban mersinli ve cheesecake'li dondurma (40 SEK-17 lira) ve elmalı-kremalı tart yedim (69 SEK-28,50 lira). Elmalı tart harikaydı, gerçekten muhteşemdi! Buralarda bu tip tartları/kekleri/pastaları kremayla servis ediyorlar ve gerçekten harika oluyor. Evet biraz pahalı ama, İsveç'te her yer böyle. Hele ki Stockholm'de...



Stockholm'den ne almalı, ne alınır? Burası, Stockholm'ün meşhur Gamla Stan'ı... Old town'u... Eski şehri yani... Rengarenk evler, sokaklar... Burada bir sürü kafenin yanı sıra bir sürü hediyelik eşya dükkanı ve vintage parçalar satan mağazalar da var... Alışveriş yaparak saatlerinizi geçirebilirsiniz, çünkü bakılacak çok fazla şey var! Gamla Stan'dan eski çizgi roman kapaklarının teneke afişleri, karakter figürleri ve başka vintage parçalar almak kaçınılmaz oldu!


Dediğim gibi, Stockholm'de neredeyse bir hafta kaldık ve hava da değişkenlik gösterdi. Stockholm bize Mayıs ayında dört mevsimi bir arada yaşattı... Birkaç gün içinde 0 derecede kar da yağdı, 18 derecede güneş de çıktı! Üstteki fotoğraf da ılık bir günden, artık eldiven ve atkılarla vedalaşma zamanı. 

Stockholm adacıklarla çevrili bir "su şehri" olduğundan, bir sürü bot turu da var... Hepsi farklı farklı... Biz, elli dakika süren, Djurgarden Adası'nın etrafını dolaştıran Royal Kanal Turu'na katıldık. Kişi başı 200 SEK, yani 82 lira, biraz tuzlu, ama Stockholm'e gitmişken bir bot turuna katılmadan dönmek de olmazdı. 

Stockholm alışveriş yapmak, yürümek, fotoğraf çekmek, kafelere gitmek, müzelerde gezmek (en harika müze şu diyemeyeceğim, ilgi alanınıza göre ve vaktiniz varsa değişir çünkü) için harika bir şehir... Ve ben tabii ki Ejderha Dövmeli Kız'ın geçtiği mekanlara da gittim, Mikael Blomkvist'in evi bunlardan bir tanesiydi! Ama dediğim gibi bir sürü fotoğraf içinden bunları seçtim, belki daha sonra başka bir yazı daha hazırlayıp paylaşmadığım fotoğrafları paylaşırım. Ve son olarak; Stockholm'de de harika ekmekler yedim! İşte onlardan bir tanesi de dünya haritası gibi olan bu ekmekti: 


Umarım yazımı beğenmişsinizdir! Stockholm'de neler yapılır, ne yapmalı, Stockholm'de ne yemeli, Stockholm'de hangi müzeye gitmeli, hangi tura katılmalı, Stockholm'den ne alınmalı bu yazımda sizlere hepsini anlatmaya çalıştım. Stockholm'e gitmeden bu yazıma tekrar göz atmayı unutmayın!



20 Mayıs 2017 Cumartesi

BEN BOZBALIK'I ÇOK ÖZLEDİM! / TERS DÜZ




Ben ikinci kitabımı yazmayı bitirdim, hatta üçe de başladım, ama nasıl ve ne zaman çıkacağı hakkında hiçbir fikrim yok... Bir an önce çıksa da okusanız istiyorum... Bunun için sabırsızlanıyorum hatta... Ama dediğim gibi, ben de bilmiyorum... Biraz önce Youtube'a bir video yükledim, Ters Düz'ü okuyan Aynur Hanım, kitap hakkında yorum yapıp ikinci kitapla ilgili tahminlerini söylüyor. Gerçekten samimi ve sıcak bir video, izleyin.


Ters Düz'ün devamı olan, adını ve konusunu şimdilik kendime sakladığım ikinci kitabım bu yaza yetişse iyi olmaz mıydı... Ben sırlar ve entrikalarla dolu Bozbalık Köyü'nü, Ece'yi, Burak'ı, Nilgün'ü, Mehmet'i, Ali'yi, Meryem'i, Bora'yı, Melek'i ve diğerlerini çok özledim. Arada laflıyoruz, onlar da sizi çok özlemiş.



17 Mayıs 2017 Çarşamba

MALMÖ'DEN LEZZETLER: LİMONLU PİZZA, ELMALI TART VE DAHASI!

Merhaba! Bu yazımda sizlere Erasmus yaptığım Malmö'de geçen hafta gidip denediğim birkaç kafe hakkında yazacağım. Yani bu bir yemek yazısı olacak. İsveç'te ne yenir, ne tür yiyecekler vardır gibi sorularınızı yanıtlamış olacağım bir başka yazı yani... Malmö'de Mayıs'a hiç yakışmayan buz gibi bir soğuk vardı ve en iyisi iç mekanlarda oturmaktı çünkü. Malmö'den sonra geçen hafta Stockholm'de tatildeydim! Tatilimden yeni döndüm ve şimdi bu yazıyı yazıyorum, sonra da detaylı bir Stockholm yazısı gelecek. 


Önce çok kısaca şu fotoğraftan bahsetmek istiyorum (evet, bu fotoğrafı çekildikten hemen sonra gidip 180 SEK'e kestirdiğim saçlarımı dünkü yazımda anlatmıştım)... Burası Malmö'deki Mayfair Hotel Tunneln'in kütüphane lobisi. Bir sürü eski kitapla dolu, harika bir mekan. "Yalancı ateş"in yandığı şöminesi bile var. Burayı kendime yeni yazı-okuma köşesi yapıyorum! Hele bu üst üste dizilmiş kitaplar şeklindeki orijinal sehpaya bayıldım! Hadi raflardaki en eski kitabı bulma yarışı yapalım! 



Sıcacık, taptaze, nefis İsveç ekmekleri kalp ben! İsveç gerçekten çok çok pahalı bir ülke ve bu ekmekler de en az 6-7 liradan başlıyor ama gerçekten çok lezizler. Favorilerimi hemen üstteki fotoğrafta görebilirsiniz: Taneli, çekirdekli kara lingon ekmeği, çavdar ekmeği, sert ekmek knackebröd (bizde de bilinen wasa'nın orijinali) ve tarçınlı kanelbulle çöreği! Lingon ve yaban mersini reçellerini, balı da unutmayalım! Sizce reçelsiz bir kahvaltı masası olur mu?


Burası Malmö'nün en eski ve en şık pastanesi: Konditori Hollandia. Alışveriş arası, şehrin en şık pastanesinde kahve-pasta molası! Fotoğraftaki cappuccino 39, latte 39, krema ilaveli elmalı tart 52, çilekli pasta 52 SEK. Total 182 SEK, yani 75 lira. 


Burası Malmö Saluhall'in içindeki pizzacı! Son zamanlarda yediğim, önce "o nasıl olur ki", sonra "of bir daha mı yesem" dediğim, kısacası en orijinal ve en lezzetli şeydi: Peynirli-limonlu pizza! Limonlu pizza başta kulağa gerçekten tuhaf geliyor ama harika bir tadı olduğunu söyleyebilirim. Kendisi 110 SEK, yani 45 lira. Ah İsveç. 


Buralarda da bizdeki gibi salata pek yaygın, ama bildiğimiz anlamda değil: Mesela limon ve zeytinyağı asla bulamıyorsunuz, sos olarak kapalı kutular içinde bir şeyler veriyorlar. Neyse ki bir limon dilimi isteyince verdiler. Siyah pirinç, sarı turp, ceviz ve chevre peynirinden oluşan bu salata 75 SEK. 30,50 lira. 


Daha önce de yine gidip size bahsettiğim, Lilla Torg'daki Pronto'nun nefis cheesecake'lerinden biri daha! Yaban mersinli cheesecake, yanında kremasıyla. Buralarda bu krema olayı çok yaygın. Bu cheesecake 79 SEK, 32 lira.


Malmö'den trenle beş dakika mesafedeki Lund'a gidip yaptığımız öğle yürüyüşünden... Hani Lund'a bisikletle de gidip size anlatmıştımHava gerçekten buz gibiydi ve çabucak dönüp Stockholm çantalarını hazırladık! Stockholm macerası da bir sonraki yazıda gelsin o zaman, neler neler anlatacağım sizlere! 

Takipte kalın! 



16 Mayıs 2017 Salı

SONUNDA BU DA OLDU... 180 SEK'E SAÇIMI KESTİRDİM!

Herkese merhaba! Bir süredir yeni yazı yazamadım çünkü Malmö ve Stockholm'de tatildeydim! Beni sosyal medya hesaplarımdan takip edenleriniz görmüştür. Tatilimden yeni döndüm ve şimdi ayağımın tozuyla yazmaya başlıyorum... Önce Malmö, sonra da detaylı bir Stockholm yazısı gelecek, ama şimdi kısaca saç kestirmemden bahsetmek istiyorum. Evet, sonunda bu da oldu! 


78 SEK'e çorba (yazısı), 100 SEK'e bisiklet tamirinden sonra (yazısı), İsveç'te 180 SEK'e saç kestirmedim de demem artık! Yani saç kesimi dediğin nedir, 15-20 lira, ama İsveç'teyseniz 75 lira ödeyebiliyorsunuz bunun için. İsveç gerçekten çok pahalı bir ülke... Eh, çizgi romanımın yeni bölümüne konu olacak bir olay daha çıktı işte. Bu arada ilk bölüme harika yorumlar geldi, geliyor, çok teşekkürler!

Peki yabancı berberin bile beni Kenan İmirzalıoğlu'na benzetmesi... Evet, gözlüksüz beni herkes Kenan İmirzalıoğlu'na benzetiyor. Sonunda gözlükleri attırıp lens attıracaksınız bana! Ama gözlüklerimi seviyorum ben, o yüzden gözlüğe devam. 

Kenan İmirzalıoğlu meselesine gelince... Evet, sanırım benziyoruz. 

Malmö ve Stockholm yazılarım bu yazımın arkasından geliyor, takipte kalın!

instagram.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert 

4 Mayıs 2017 Perşembe

YENİ ÇİZGİ ROMAN DİZİSİ: MERT'İN İSVEÇ GÜNLÜĞÜ - BÖLÜM 1


İsveç'teki Erasmus günlerimi anlattığım 4 bölümlük çizgi roman dizim "Mert'in İsveç Günlüğü"nün 1. bölümü işte karşınızda! Ben çocukken hep çizgi roman yapardım, bir sürü farklı karakterlerim ve dünyalarım vardı, hatta bu yazma işine yine 1. sınıfta, yani okuma yazmayı öğrenir öğrenmez resimli hikayeler yaparak başladım. İsveç günlerimi çizgi romanlaştırma bahanesiyle yeniden çizgi roman yapmaya başladığım için mutluyum! Üstelik hiç bilgisayar işi yok, tamamen elimle çizdim ve siyah-beyaz olarak bıraktım. O nedenle bilgisayarda düzeltmediğim bazı hataları mazur görün lütfen. Evet, böyle dizi Netflix'te yok! Ocak-Şubat'ta geçen 1. bölüm 3 sayfadan oluşuyor. Sayfaların üstüne tıklayarak metinleri büyütebilir ve detayları inceleyebilirsiniz. 

Okuduktan sonra yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın lütfen! Keyifli okumalar...


Dizide kendim oynadığım (!) için, bakın blogum benimle röportaj yaptı. O soru cevap aşağıda:

Kafa: Mert Bey yeni diziniz hayırlı olsun... Bize biraz diziden bahseder misiniz?
Mert: Çok teşekkürler... Dizimiz 4 bölümlük mini bir dizi. Ocak-Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs-Haziran olmak üzere İsveç'teki 4 farklı zaman dilimimde geçen 4 bölümlük bir dizi olacak. 

Kafa: İlk bölümün çekimlerinde zorlandınız mı?
Mert: Evet, Ocak'ta İsveç'e geldiğim ilk haftalar kar yoktu ama hava buz gibiydi. Nehirler, göller donmuştu. Zaten benim ellerim buraya gelir gelmez çatladı, buna dizide de yer verdik. Onun dışında, bulduğumuz bisiklet bana biraz küçük geldi, ama rol gereği sürekli kullanmak zorundayım. Ayrıca yeme-içme de burada büyük gündem, İsveç'in pahalı bir şehir olması da işleri zorlaştırıyor tabii. 

Kafa: Şu anki çekimler nasıl gidiyor?
Mert: Havalar neyse ki biraz ısındı, ama burası hala çok rüzgarlı ve rüzgar çekimleri gerçekten etkiliyor. Uçmamayı başardığımız için kendimizi tebrik etmemiz gerek! Ayrıca bisikletten mi neden bilmiyorum ama son günlerde bacağıma bir uyuşukluk da girince, çekimlere birkaç gün ara vermek zorunda kaldık. Sağ olsunlar, yönetmenimiz ve ekip arkadaşlarımız çok anlayışlılar.

Kafa: İkinci bölüm Mart ayında geçecek... Bize biraz ipucu verebilir misiniz?
Mert: Dediğiniz gibi Mart'ta geçeceği dışında, hiçbir ipucu veremem! Ayrıca biz de senaryoyu son anda gördüğümüz için bir şey söyleyemeyeceğim! 

Kafa: Ama şu an Mayıs, Mart'ı çoktan çekmiş olmalısınız?
Mert: Evet, aynen öyle. Ama şimdilik sürpriz olsun. İlk bölümde Mert'in İsveç'teki ilk iki ayını, hava durumuyla, kaldığı yerle, okuluyla, alışveriş yapmayla ilgili maceralarını gördük. Dizi sonraki bölümlerde de onun hayatını olduğu gibi aktarmaya devam edecek.

Kafa: Peki ikinci bölüm ne zaman gelecek?
Mert: Çok yakında, takipte kalın!

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert

3 Mayıs 2017 Çarşamba

KENDİME NOT: BİZ NE DÜŞÜNÜRSEK O'YUZ


Aklımızdan ne geçiyorsa, ömrümüz de öyle geçiyor aslında... 

İstersek dünyanın en güzel manzarasına bakıyor olalım, kafamızın içinde dönüp duran düşünceden başka hiçbir şeyi görmez gözümüz. 

Biz ne düşünürsek o'yuz.

 İyi düşünürsek iyi oluruz. 

Bu seferki en çok da kendime...



30 Nisan 2017 Pazar

İSVEÇ LUND'DA VALBORG FESTİVALİ: SKAM'IN GERÇEK HALİ!


Bunları döner dönmez ayağımın tozuyla yazıyorum. 

Bugün yine Malmö-Lund arası bisikletle (en az) 50 kilometre pedal çevirdim. Delilik! 

DELİLİK!

Bacaklarım zaten ağrıyordu, rüzgar yine sert esiyordu, ama kışın gittiğimde gördüğüm manzaralar o kadar güzeldi ki, o yolun bir de bahar halini görmezsem aklım kalırdı. Hatırlayacağınız üzere, Şubat'ın ilk günü de Lund'a bisikletle gitmiştik (o meşhur yazımı hala okumadıysanız buraya buyurun); işte bugün de tam üç ay üstüne, Nisan'ın son günü bisikletle Lund yollarındaydım. Hava serindi tabii ama güneşliydi ve ağaçların tepelerinde öten kuşların sesleri yol boyunca radyo gibi bana eşlik etti. Her şey çok pastoraldi ama bir ara kaybolup kendimi ıssız çiftlik yollarında, tarlaların arasında buldum. Zaten Malmö-Lund E22 karayolundaki tır şoförleriyle de kanka olacağım yakında! 


Şubat'ın ilk günü Lund'a ilk kez giderken...

Peki Lund'a niye gittim? 
Valborg Festivali sebebiyle! Valborg nedir? Bu aslında tüm İsveç'te kutlanan bir festival ama en eski öğrenci şehri Lund olduğu için Lund'daki kutlamalar hep daha büyük ve gösterişli oluyor. İsveç'in her yerinden herkes Lund'a gidiyor, o nedenle ben de Lund'a gittim. Valborg baharı karşılamak içinmiş, "yahu öyle saçmalık olur mu, bahar geleli ohooo, yazı karşılayın bari" dedim başta ama aynı zamanda, okulda dersleri biten üniversitelilerin rahatlamak amaçlı yaptıkları büyük bir piknik bu.

Yani sizin anlayacağınız, bu İsveçliler eğlenmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor, iyi de yapıyorlar! 


Patlamış mısır!

30 Nisan sabahı erkenden başlıyor Valborg. 
Ben de sabah 6'da kalktım (zaten erkenciyim, biliyorsunuz), 7.30'da yollara düştüm. Gittiğimde herkes çoktan parkta çimenlere kurulmuştu, yüz binler vardı desem abartmış olmam, İsveç'teki tüm öğrenciler Lund'a gelmiş sanırım ve evet, internette okuduğum gibi kahvaltıda çilek yiyenleri ve her yere kurulan (bazıları üstü açık) seyyar tuvaletleri de gördüm (Ah daha başka öyle şeyler gördüm ki, bundan sonra TV dizisi Skam'da izleyeceğim hiçbir şey beni şaşırtamaz, size o kadarını söyleyeyim)! Kısacası baya çılgın bir kafa bu Valborg. Bu seferlik instastory'e hiçbir şey koymadım, çünkü her şeyi detaylarıyla blog'da bu yazımda anlatmak üzere sakladım. Seyyar tuvaletlerin önündeyse otuz kırk kişilik kuyruklar vardı...


Valborg kahvaltısında çilek yiyen İsveçliler.
Seyyar tuvaletlerin önündeki kuyruk...





E22 karayolundaki tır şoförleriyle kanka olacağım bu gidişle... Bugün epey yoruldum! 50 kilometre bisiklet sürmekten bahsediyoruz! Ama çok da güzeldi...

Ve son olarak, ne diyeyim, Valborg'unuz kutlu olsun! 

Not: Son üç beş gündür sağ bacağımda bir ağrı var. Ağrı bile değil de, bir uyuşukluk, arada bir karıncalanma hissi gibi. Gün içinde yürüyen, bisiklet süren ve bilgisayar başında da çokça oturan biriyim. Bilgisayarı, klavyeyi şu sıralar mouse'suz kullanıyorum, yani elimle, acaba sağ elimde başladı da sonra bacağıma mı indi bu uyuşma hissi? Yoksa huzursuz bacak sendromuna mı yakalandım (yok artık!)? Otururken de, ayaktayken de bazen hissediyorum o yüzden bence bisiklet sürmemle de bir ilgisi yok. Ciddi bir şey yok, sadece merak ettim. Bilen varsa yazarsa çok sevinirim. :) 

29 Nisan 2017 Cumartesi

BİR İSVEÇ KENTİ OLAN HELSİNGBORG'DA NE YAPTIM?



Hani geçenlerde Helsingborg'a gitmiştim, şu yazımda da bahsetmiştim sizlere. Orada iki bile değil, bir buçuk gün geçirdim. Su yeşili rengindeki çatılarla, hoş bir İsveç kentiydi. Bizim İstanbul Boğazı'ndaki Anadolu-Avrupa yakaları gibi, İsveç'le Danimarka da karşılıklı birbirlerine bakıyor. O yüzden Helsinborg'un karşısında Danimarka'nın Helsingor şehri var. Hava kötüydü şansıma... Malmö'ye kırk dakika tren mesafesinde bir şehir burası (gidiş dönüş 198 SEK-81 lira yapıyor). Kasaba bile diyebiliriz aslında, ama Skane bölgesinin Malmö'den sonra ikinci büyük şehri. Planım, perşembe Helsingborg'da gezip o akşam orada kalıp cuma günü bir balıkçı kasabası olan Mölle'ye gitmekti, ama hava, rüzgar ve Paskalya tatili olması sebebiyle otobüs hatlarının seyrekliği el vermedi. Aklımın kaldığını da söyleyemeyeceğim çünkü deniz havasını da orman havasını da Helsingborg'da aldım ve yoruldum. Ormanda kilometrelerce yürüdüm. Ve bakın nasıl bir tabelayla karşılaştım:


Dikkat ördek ailesi çıkabilir! Sonra İsveç neden gelişmiş ülke...



Bu kuşu iyi yakaladım...


Fika zamanı! 

Gördüğünüz gibi hava kapalı ve bulutluydu... Olsun, güzel bir buçuk gün geçirdim orada. Sadece trenler İsveç'te çok pahalı, bunu söylemeden geçemeyeceğim. Oradayken instagram'da instastory'ye de bazı anlık fotoğraflar koymuştum, takip edenleriniz görmüştür... Beni sosyal medyadan da takip etmeyi unutmayın!

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert


Not: Son üç beş gündür sağ bacağımda bir ağrı var. Ağrı bile değil de, bir uyuşukluk, arada bir karıncalanma hissi gibi. Gün içinde yürüyen, bisiklet süren ve bilgisayar başında da çokça oturan biriyim. Bilgisayarı, klavyeyi şu sıralar mouse'suz kullanıyorum, yani elimle, acaba sağ elimde başladı da sonra bacağıma mı indi bu uyuşma hissi? Yoksa huzursuz bacak sendromuna mı yakalandım (yok artık!)? Otururken de, ayaktayken de bazen hissediyorum o yüzden bence bisiklet sürmemle de bir ilgisi yok. Ciddi bir şey yok, sadece merak ettim. Bilen varsa yazarsa çok sevinirim. :) 

27 Nisan 2017 Perşembe

ŞOK ŞOK ŞOK! İSVEÇ'TEN DURUM BİLDİRİMİ!

Yazılacak yazılar birikti. Helsingborg'da geçirdiğim bir buçuk günü (iki bile değil) hala yazamadım. Malmö'yle ilgili yazacaklarım var. Bitirdiğim iki kitabı yazmadım. Talihsiz Serüvenler Dizisi, Skam ve Bates Motel hakkında yazacağım hala yazmadım. Her gün üç yazı yazsam planladıklarımı ancak bitirebilirim sanırım!

Ama bu yazımda da erteliyorum. Ve dünkü market alışverişimi yazıyorum, diyecekken, hayır, bugünümü yazmaya karar verdim! Spontane bir şekilde karar verdim, evet, şu an! Midemde iki kanelbulle+iki wienerbröd, önümde de Hindistan cevizli yoğurtla karıştırdığım meyveli müslim var. İşte yazıma başlıyorum! 

Öncelikle... erken uyanmaktan bıktım! Öyle böyle erken değil, mesela dün, dörtte kalktım yahu, dörtte! Bildiğin geceydi! Hani normalde altıda yedide kalkıyorum ama dörtte kalkınca benim için erkenin de erkeni oldu. "Günaydın. Gün bazılarına çoktan aydın. Gecenin dördünde uyanıp yazı masasının başına oturanlar gözüme görünmesin." diye kızdım sonra kendi kendime. Yani uyanınca tekrar uyumayı denediğim de yok, baya kalkıyorum saat çok normalmiş gibi. Kalkıp bilgisayarımın başına oturdum yazmak üzere. Aklımda romanım, kitabım falan olduğundan mı acaba, bilmiyorum...

Sosyal medyadan birisi "Yazmayı uyku kaçırıcı takıntı haline getirdiğine göre büyük yazar olma koşullarının en önemlisini sağlamışsın. Çok güzel eserlerin ufukta..." diye yazmış. Çok teşekkürler! Ama bu gece uyumak istiyorum artık... Bakalım...


Sabah bahçede bir kamera, bir çekim vardı, İsveç televizyonu Ters Düz'ün devamı olan ikinci kitabım hakkında spoiler vereceğimi duyunca bahçeme kadar gelmiş olmalı... O zaman beklenen spoiler gelsin: İkinci kitapta da Bozbalık'ın ölüm kontenjanı yine dolu. Ana karakterlerden en az biri hayatını kaybedecek. Kim bilir, belki birden çok...

Bu arada, buradaki, İsveç'teki hayatım, Erasmus günlerim hakkındaki çizgi romanımı yapmaya başladım, harıl harıl devam ediyorum. Renkli mi olsun siyah-beyaz mı diye sorduğumda, siyah-beyaz isteyenler ağırlıkta çıktı. Siz ne dersiniz? Haftaya birinci bölümü blogda yayımlamayı planlıyorum, takipte kalın! 


Bugün Central Station'da... Reklamın böylesi... Muz değil, banka reklamı! Fikre bak, yaratıcılığa bak, pratikliğe bak! Bir muza sarılı biçimde bankanın katalogunu veriyorlar, tabii muzu almak için kimse geri çevirmiyor. Düşüneni gerçekten tebrik etmek gerek. (Not: Gün içinde bu tip pek çok anlık paylaşımımı instastory'lerden yapıyorum. Beni instagram'dan takip etmeyi unutmayın!)


Bugün kütüphanede bir rafa sarı-turuncu kapaklı kitapları dizmişler. Bildiğiniz gibi daha önce Malmö Şehir Kütüphanesi'nde de rengarenk kitapları dizmişlerdi, yazmıştım, bu tip ince detayları çok güzel düşünüyorlar. Acaba hangi kitaplar diye bakmak için yaklaştığımda, yani tamamen bir tesadüf eseri karşıma çıkan, yan yana dizili bu kitaplar bakın hangileriydi... Dördüyle de geçmişim var. 


1 - Ray Bradbury: Fahrenheit 451: Önceden okuduğum bir kitap. Üstelik, daha bugün Pınar'la mesajlaşırken onun bugünlerde okuduğu kitabın bu olduğunu söylemesinin üstüne geldi. 
2 - Who's Afraid of Virginia Woolf: Kim Korkar Hain Kurttan oyunun tiyatro metni. Zerrin Tekindor'lu oyunu iki yıl önce izlemiş, şurada yazmıştım hani. 

3 - Stieg Larsson: Autisterna, ne anlama geldiğini bile bilmiyorum. Bu kitabının Türkçesi yok, ama Stieg Larsson zaten benim adamım. Millennium üçlemesini 2948517283 kez okudum. Başlı başına İsveç'e gelme sebeplerimden biri, şurada ve hatta şurada da yazdığım üzere. 

4 - Ve dördüncü kitap, bir Yaşar Kemal kitabı! İsveççe'si hem de! Yaşar Kemal İsveç'te bile biliniyor, okunuyor! 



Ah, söz konusu İsveç çörekleri olunca asla doymak bilmiyorum... Bugün iki kanelbulle, iki de wienerbröd yedim! Harikalar! 

Bu da böyle konudan konuya atladığım, kısaca bugünümü anlattığım bir yazı oldu işte... Umarım sevmişsinizdir. Planladığım diğer yazılarımı da yazmak üzere, görüşürüz! Ve çizgi romanımın ilk bölümüne de hepinizi bekliyorum! Beni diğer hesaplarımdan da takip etmeyi unutmayın!